Coffee

Geçen yaz, İngiltere’nin Amersham kasabasında butik bir kafenin girişinde “Everything I brew, I brew it for you. Brewin Adams”şeklinde bir yazı gördüm. Türkçesiyle, “Demlediğim her şeyi, senin için demlerim” anlamına gelen bu söz, Bryan Adams’ın “Everything I do” adlı romantik şarkısında geçen “Everything I do, I do it for you”sözlerine atıfta bulunmaktaydı. Üstelik İngilizce’de demleme, mayalama anlamına gelen “Brew” kelimesi ile Bryan adı arasında benzetme yaparak sözlerin altına “Brewin Adams” olarak imza atılmıştı. Yazı bir kara tahtaya, oldukça iyi bir kaligrafi ve tebeşirle yazılmıştı. İçeri adım attığımda çok güzel bir kahve deneyimi yaşayacağımdan emindim ve nitekim öyle oldu.

Bir başka kafe zincirinde ise, kasada siparişimi alan baristanın kahve hazırlayan arkadaşına doğru uzattığı “Extra Hot” yazılı notun altına, bir gülen yüz emojisi çizdiğini gördüğümde yine aynı duyguyu hissettim. Çünkü bu kafede de “Extra Hot” olan sadece benim kahvem değil, pozitif tutumdu.

Yine bir başka kafede gördüğüm örnekte, duvarda “kahveye en çok öğretmenler ihtiyaç duyar” yazılı bir pano yer almaktaydı. Bu kafe zincirinin yüzlerce müşterisinin öğrenci olduğunu düşünürsek, mesajın esprili bir dille yerini bulduğu açık.

Başta dünya çapındaki kafe zincirlerinin ve butik kafelerin olduğu pek çok deneyim noktasında mizaha dayalı iletişim dili giderek daha fazla hakim olmaya başladı. Bunun yegane sebebi Y, Milenyum ve Z Kuşakları’nın davranış kalıplarına uygun olması. Çünkü bugün, bir kurumun çalışanları ile müşterileri arasındaki yaşam biçimi farklılıkları neredeyse kapanmış durumda. Her iki taraf da karşısında kendisini ve beraberinde “pozitif tutum” görmek istiyor.

F.A.S.T adını verdiğim modelde markalaşmanın en önemli eksenlerinden biri olan “İşveren Markası”nı öncelikle “Çalışan” üzerinden tanımlıyoruz. Bu modelde, F harfi freedomyani özgürlüğü, A harfi autonomyyani özerkliği, S harfi simplicityyani yalınlığı, sadeliği ve son olarak T harfi teknolojiyi tanımlamaktadır. Bugünün çalışanının pozitif tutum sahibi olmasını ekonomik bileşenden önce bu dört bileşenle sağlayabiliyoruz. Yani bunlar olmazsa olmaz bileşenler. Özgür olmak ve kendisini kapalı bir kutunun içinde çalışır olarak görmemek; kendi alanında söz sahibi olmak ve kendi kendisini yönetebilmek; karmaşadan uzak çalışmak ve teknolojinin bütün olanaklarından yararlanmak, “Pozitif Tutum” sahibi insanların temel özellikleri. Ücret ise endüstri normları ile ilgili bir konu ve aslında bana göre bu dört bileşenden sonra geliyor.

Mizah konusuna tekrar dönersek… Mizah, pozitif tutumun en önemli göstergelerinden biridir. Mutlu insanların ya da mutlu olmak isteyenlerin başvurduğu bir yoldur. Bu nedenle, mutlu kurumlar yaratmak için mizahın gücünden yararlanmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bir zamanlar çalışanlar gülüşüyor diye, bunu laubalilik olarak algılayan üst yöneticiler hatırlarım. Onların devri bitti. Buyursunlar, uluslararası bir kafe zincirine girip, görev sırasında sohbet eden baristaları tutumlarından dolayı şikayet etmeyi denesinler. Bakalım ne olacak?

Olacağı açık. Dikkate alan bile olmaz. Çünkü çalışanlarının “Pozitif Tutum” sahibi olmasını hedefleyen kurumlar, aynı tutumla onlara özgür, özerk, yalın ve teknoloji ile iç içe bir ortam sunuyorlar. Hiç sahici olmayan bir şekilde, bazı sabahlar poğaça dağıtan üst düzey yöneticiler yerine, serbest çalışma saatlerini hayata geçiriyorlar ve bazı günler çalışanlarının evlerinden, kafelerden çalışmasına olanak tanıyorlar; son tahlilde kurumlarını yabancı literatürdeki tanımıyla “Great-Place-To-Work”haline getiriyorlar.

Bunu başaran kurumların etrafında bir marka öyküsü oluşuyor ve bu öyküler de, hem çalışanları, hem de müşterileri ikna ediyor ve onlara ilham veriyor.

Not: Bu yazım www.halklailiskiler.com sitesinde yayınlanmıştır.

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist