close up of eyeglasses on book
Photo by ugurlu photographer on Pexels.com

Marka yönetimi, teori ve pratiğin mükemmel bir uyumla harekete geçirilmesi işidir. Teori işin daha bilimsel yanını ve literatürü temsil ederken, pratik ise “durumu okuma”, “strateji belirleme” ve “yaratıcı fikir ortaya koyma” tarafı ile karşımıza çıkar. Bu bakış açısı, kurumsal markalar, ürün markaları, kişisel markalar ve coğrafik markaların tamamı için geçerlidir. Türkiye  sahip olduğu kültür kodu ile dünyada çok özel bir yere sahiptir. Bugün Göbeklitepe’ye kadar tarihlenen coğrafyamız, tarih öncesinden pagan Anadolu’ya, Roma’dan Doğu Roma’ya, Selçuklu’dan  Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar pek çok medeniyete tanıklık etmiştir. Entelektüel sermaye olarak kullanabileceğimiz ve markalayabileceğimiz çok fazla sayıda değerimiz var. Bunların bir bölümü, Rolf Jensen’in “Düş Toplumu” adlı kitabında “Öykü Piyasası” tanımı ile bahsettiği gibi, öykü gücü çok yüksek değerlerdir. Örneğin bunlardan biri, literatürde karşımıza “Nike” ya da “Nika” olarak çıkan tarihsel olaydır. Yani dünyaca ünlü spor markası “Nike” ile aynı sese, hatta etimolojik kökene sahip olan bir olay. Milattan sonra 532 yılında o günkü adı ile Konstantinupolis’te büyük bir ayaklanma çıkmıştı. İmparator Birinci Justinianos ve karısı Teodora’nın yönetim biçimine karşı ayaklanan isyancılar sokaklarda “Nike-Nike-Nike” diye haykırarak imparator ve imparatoriçeyi protesto etmişler; ama sonunda Justinianos, hatta daha doğrusu karısı imparatoriçe Theodora, bu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırmıştı. Zira Teodora, kendi tarihimizden Hürrem Sultan ve Kösem Sultan ile aynı kategoriye girebilecek bir iktidara sahipti. Ancak burada önemli olan Nike ya da Nika Ayaklanması olarak tarihe geçen olayın siyasi yönü değil, adı. Zira “Nike” ya da “Nika”,  Yunanca “kazan”, “kazanan sen ol” anlamına gelmektedir. Interbrand’in 2018 yılı sonuçlarına göre, otuz milyar doların üzerinde marka değeri ile dünyanın on yedinci büyük markası olan Nike’ın adı da, Yunan mitolojisinde çok hızlı koşma ve uçma yeteneğine sahip olan Zafer Tanrıçası Nike’den gelmektedir. İstanbul’da bundan bin dört yüz seksen altı yıl önce sokaklarda “Nike, Nike, Nike” diye haykırarak koşan insanlar oldu. Böyle bir hikaye, coğrafik marka olarak İstanbul’a ve İstanbul’da spora değer katmayacak bir hikaye midir? Üstelik bu şehir, tarihte bir dönem kendisini “Poli” yani “Şehir” diye tanımlayacak kadar ve “Milyon Taşı” ile dünyanın merkezi sayacak kadar yüksek bir egoya sahip bir şehirken. Markalaşmada hikayelerin önemi açık. İnsanlar hikayeler üzerinden daha çabuk öğreniyor. Türkiye’nin değerlerini dünyanın pek çok güçlü markası ile ilişkilendirmemiz mümkündür. Nike ile İstanbul ve koşu, Starbucks ile İstanbul’un ilk kıraathaneleri arasında ilişki kurulabilir ve öykü yazılabilir. Yine dünyanın ilk standartlarının belirlendiği yer de İstanbul’dur. Kaldı ki, bu başarıyı yetenek olarak Fatih’le kıyaslanmayacak seviyede olan oğlu II. Beyazıt gerçekleştirmiştir. Öte yandan, dünyanın pek çok ülkesinden önce kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren bir ülkeyiz. Bunların hepsi Türkiye markası için çok önemli çağrışımlardır ve Türkiye’nin sosyal paydaşlarına yansıtılmalıdır. “Pink Floyd gitti Pompei’de albüm yaptı da, neden Ayder Yaylası’nda ya da Kapadokya’da değil?” sorusunu sormak zorundayız. Bu coğrafyada yapılmış bir Pink Floyd albümünün Türkiye markasına katacağı değer paha biçilemez olurdu. Kaldı ki, bu iki yeryüzü cennetinde kayda alınmış bir Pink Floyd albümünün lezzetini hayal bile edemiyorum. “Learning to Fly”ın Kapadokya’da balonda kayda alındığını görmek ve bununla gurur duymak isterdim. Truva filminde keşke tüm izleyenler Hektor’un, Paris’in, Helen’in, Andromakhe’nin ve Priamos’un antik Yunan’ı değil, Anadolu’yu temsil ettiğini bilseydi. Ama adımdan daha fazla eminim ki, tersi oldu. Üzülmemek elde değil. Anadolu, parmağınızı toprağa soksanız insanlık tarihinin fışkırdığı bir yerdir. Şimdi de insanlık tarihi “Göbeklitepe” ile değişmek üzere. Dini inanışların tarım toplumunun ardından başladığına yönelik bilgi, tam tersine, dini inanç ihtiyacı ile bir araya gelen avcı-toplayıcı insan toplulukların tarımı keşfettikleri bilgisi ile Urfa’nın Göbeklitepe bölgesinde değişmek üzere. Umarım bu değerimizdeki öykü ve markalaşma gücünü iyi kullanırız.

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist