Alice de olursun, Çılgın Şapkacı da. Yeter ki, bu düzeni reddet Canım Kızım!

open-uri20150422-20810-1rx7x1w_45d431b4Kızım İdil’in bugünlerde en sevdiği şarkı, Melanie Martinez’in “Mad Hatter – Çılgın Şapkacı” şarkısı. Babası gibi obsesif kompulsif bir kişiliği olduğu için :), sevdiği şarkıyı her gün en az 30 defa dinliyor. Ben de açıkçası bundan dolayı pek mutluyum. Neden mi? Öncelikle, özünde “All the best people are crazy – Tüm iyiler çılgındır” diyen sözlerine hayran olduğum Mad Hatter adlı şarkıyı seçtiği için. Pink Floyd’a da bu yüzden hayranım; zira şarkı sözleri melodiden daha fazla etkiliyor beni. Bu tarz psychedelic sözleri, zihin jimnastiği adına daha faydalı buluyorum. “All the best people are crazy – Tüm iyiler çılgındır” diyen Mad Hatter tam da böyle bir şarkı… Neden mi, öncelikle aşağıdaki linkten Mad Hatter’ı dinlemenizi öneririm.

Olağanüstü psychedelic sözlere sahip Mad Hatter:

My friends don’t walk, they run  (Arkadaşlarım yürümez, koşarlar)
Skinny-dip in rabbit holes for fun (Eğlence için tavşan deliklerinde çırılçıplak yüzerler )
Popping, popping balloons with guns, getting high off helium (Helyumla kafayı bularak balonları silahlarla patlatırlar)

We paint white roses red (Beyaz gülleri kırmızıya boyarız)
Each shade from a different person’s head (Her ton başka bir insanın kafasından olmak üzere) 
And this dream, dream is a killer (Ve bu rüya, katil olan bir rüya)
Getting drunk with the blue caterpillar (Mavi tırtılla sarhoş oluruz)

I’m peeling the skin off my face (Yüzümdeki deriyi soyuyorum)
‘Cause I really hate being safe (Çünkü güvende olmaktan gerçekten nefret ediyorum) 
The normals, they make me afraid (Normaller, onlar beni ürkütüyor)
The crazies, they make me feel sane (Deliler, işte onlar beni aklı başında hissettiriyor)

I’m nuts, baby, I’m mad (Kaçığım, bebeğim, deliyim ben)
The craziest friend that you’ve ever had (Sahip olabileceğin en çılgın arkadaşım ben)
You think I’m psycho, you think I’m gone (Psikopat olduğumu mu düşünüyorsun, kafayı yemiş olduğumu mu düşünüyorsun?)
Tell the psychiatrist something is wrong ( O halde, psikiyatriste bir sorun olduğunu söyle)

Over the bend, entirely bonkers (Virajın sonunda, tamamen çılgınım)
You like me best when I’m off my rocker (Beni en çok kontrolden çıktığımda seversin)
Tell you a secret, I’m not alarmed (Sana bir sır vereyim, paniğe kapılmış değilim)
So what if I’m crazy? The best people are (Deliysem ne olmuş yani? En iyi insanlar öyle…)

All the best people are crazy, all the best people are (En iyi insanların tamamı deli, en iyi insanların tamamı – hem de -) 

Where is my prescription? (Reçetem nerede?)
Doctor, doctor please listen (Doktor, doktor lütfen dinle) 
My brain is scattered (Beynim dağınık)
You can be Alice (Sen Alice olabilirsin)
I’ll be the Mad Hatter. (Ben de deli şapkacı.)

Şimdi gelelim, yukarıda geçen Mad Hatter’ın sözlerinin analizine. Bu sözler aslında yaşayan en önemli yaratıcılık düşünürü olarak kabul ettiğim Edward de Bono ve onun sıradışılık adına ortaya koyduğu üç olağanüstü kavram açısından göndermeler yapıyor. Bunlardan birincisi, “Lateral Thinking – Yanlamasına Düşünme” yani herkesin düşündüğü rutin ve standart ana yoldan çıkarak, farklı olanı düşünme tekniği. İkincisi, “PO” (Provocative Operation – Provokatif Hareket) yapabilmek, yani yaratıcılığı tetikleyecek sıçrama taşlarını bulabilmek. Üçüncü kavram ise, “Six Thinking Hats – Altı Şapkalı Düşünme Yöntemi”.  https://www.edwdebono.com

Birinciden başlayalım. “Lateral Thinking – Yanlamasına Düşünme” nedir? Şöyle anlatayım. Edward de Bono, normal ve güvenli yolun yaratıcılık getirmeyeceğini, sadece standart fikirlerin ve rutinlerin etrafında yaşanan bir hayat sağlayacağını söylüyor, ki insanların büyük bölümü bu standartlar altında yaşamaktadır. Bu düşünme ve yaşam biçiminde normaller vardır ve bu normaller hayatın akışını belirler; bu normallerin dışında olan her şey, herkes “çirkin ördektir”, “düşük zekalıdır” (onlar IQ derler mesela) ve “anormaldir”. Bir tek normal olan onlardır; işe normal giderler, çalışanlarını normal yönetirler, eve normal gelirler, normal sunumlar yaparlar, normal konuşurlar, normal olarak boş zamanlarında kitap okuyup, sinemaya giderler, vakit bulurlarsa normal bir şekilde öpüşürler. Kendi çocuklarının sınıflarında “Lateral Thinking – Yanlamasına Düşünme” yeteneği olan çocukları okul idaresine şikayet ederler. Çocuklarımıza yeni bir element bulduracak ya da insanlık tarihinde iz bırakacak bir düşünce ortaya koyduracak anlayışın, TEOG adlı “Tamamen Espri Olarak Geliştirilmiş” bir sistem (!) olamayacağını düşünemezler. Oysa “Lateral” düşünenler, ana yoldan bir saniyede yan yola sapabilirler. Çünkü onlar zihinlerini sınırlandırmamış insanlardır, özgür düşünebilen, hayatı daha çok sevebilen, mizaha açık, kendileri ile bile dalga geçebilen, risk alabilen ve yığınlar içinde yaşamayı reddedenlerdir. Normallerin, rutinlerin, standart düşüncelerin içinde, ligorin civcivi gibi yığınlar halinde hareket etmek, onlar için dünyanın en sıkıcı işidir. Aynen Mad Hatter şarkısının sözlerinde olduğu gibi… Ne diyor Melanie Martinez, “Güvende olmaktan gerçekten nefret ediyorum… Normaller, onlar beni ükrütüyor… Deliler, onlar beni aklı başında hissettiriyor”. Evet tıpkı bu sözlerde de olduğu gibi, yaratıcı zihinler rahatsız zihinlerdir; güvende olmak onları rahatsız hissettirir, normal olan ürkütür, deliler ise onları daha mutlu eder. Mad Hatter şarkısının sözlerinde geçtiği gibi, delidirler, kaçıktırlar, bebektirler; beyinleri dağınıktır. “Deliliğe Övgü”dür onların hayatı, Erasmus’un kitabı gibi…

Gelelim Edward de Bono’nun geliştirdiği ikinci kavrama. Yani “PO” (Provocative Operation – Provokatif Hareket) yapabilmeye. Ana yoldan çıkamayan zihinlerin işi değildir “PO”. Mesela “İtalya dediğinizde aklınıza ne gelir” sorusuna “pizza” diye bağıranların işi değildir PO yapabilmek. “Ayran” diyebilmektir, “İtalyan Ayranı… Hiç içmediniz mi?” diye gülebilmektir. Yani deli işidir PO yapabilmek. Mesela “Galatasaray-Fenerbahçe Barışı” için bir proje yapalım dendiğinde ana yoldan sapamayan rutin zihniyet, hemen geliri bir hayır kurumuna gidecek maç hayal eder. O da iyi bir şey tabii ama bizim işimiz PO yapmak. PO yapabilen delilerin aklına ise, “Galatasaray-Fenerbahçe Barışı”dendiğinde “Yastık” kelimesi takılıverir. “Yastık mı? Galatasaray-Fenerbahçe Barışı projesi ile ne alakası olabilir?” diye sorar standart zihniyet. Deli ise cevap verir: “Yastık kelimesi gerçek bir PO’dur… Ve Galatasaray-Fenerbahçe Barışı projesiyle çok alakası olabilir.” Nitekim ne kadar alakası olabileceğini Edward de Bono’un geliştirdiği üçüncü kavramı anlatırken aşağıda göstereceğim. İşte o zaman, “hep deli olarak mı yaşayacağız ayaklarımız yere hiç basmayacak mı?” diye soranların içleri rahatlayacak. Ayaklarımız yere basmadan olur mu, deliler aslında çok daha akıllıdırlar.

Edward de Bono’nun geliştirdiği üçüncü kavram “Six Thinking Hats – Altı Şapkalı Düşünme Yöntemi” delicesine yan yola sapan (Lateral Thinking) ve kışkırtıcı düşünceler (PO) ortaya koyanları ana yola getirerek fikirler geliştirmeyi sağlıyor. Bay Bono, herhangi bir kışkırtıcı hareketi değerlendirirken, altı şapka kullanmayı ve bunları da ayrı ayrı zamanlarda kullanmayı öneriyor. Kısaca Altı Şapkalı Düşünme Yöntemi’ne göre, Kırmızı Şapka Duygu Şapkasıdır, Sarı Şapka Olumlu Düşünce Şapkası, Beyaz Şapka Bilgi Şapkası, Yeşil Şapka Yaratıcı Düşünce Şapkası, Siyah Şapka Olumsuz Düşünce Şapkası ve en son Mavi Şapka da Planlama Şapkasıdır. Diyor ki Bay Bono, kışkırtıcı hareketler (PO) yapın, ve ortaya çıkan düşünceleri  bu altı şapkayı tek tek takarak değerlendirin. Mesela, Kırmızı Şapkanızı taktığınızda kışkırtıcı fikirlere karşı sadece duygularınızla cevap verin. Sarı Şapkanızı takınca bu fikirlerle ilgili sadece olumlu düşüncelerinizi ortaya koyun. Bilgi Şapkanızı takın ve bu kışkırtıcı fikirler ile ilgili neler bildiğinizi ortaya koyun. Sonra Yeşil Şapkanızı takın ve bu kışkırtıcı kelimeden ya da cümleden hayata geçebilecek fikirler bulun. Ve şu her türlü kışkırtıcı kavrama karşı hemen taktığınız Siyah Şapka var ya, onu da bir zahmet sona doğru takın ve çıkan fikirle ilgili olumsuz düşüncenizi o zaman söyleyin. En sonunda da Mavi Şapkanızı takarak, bu seansta ortaya çıkan sonuçlara göre bir organizasyon ve planlama yapın.

Şimdi Galatasaray-Fenerbahçe Barışı projesiyle ilgili olarak, Yastık” kelimesinin neden “Lateral Thinking”  ürünü bir “PO” olduğuna gelince. Aslında 2013 yılında, global bir şirkete verdiğim yaratıcılık eğitiminde “Galatasaray-Fenerbahçe Barışı” sorunsalını merkeze alarak grup halinde bir fikir geliştirmiştik. Öncelikle, “Galatasaray-Fenerbahçe Barışı”için bir fikir geliştirelim dediğimizde, onlarca PO yaptık ve bu PO’lardan biri “Yastık” kelimesiydi. Ardından “Six Thinking Hats – Altı Şapkalı Düşünme Yöntemi” ile “Yastık” kelimesinden ne çıkıp-çıkmayacağına baktık. Kırmızı Şapkamızı taktığımızda bu “Yastık” kelimesini gayet sevdik. Ardından Beyaz Şapkamızı taktığımızda, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin barışmak gibi bir niyetleri olmadığı gerçeği ile yüz yüze geldik. Tam da bu iki şapkanın ardından Yeşil Şapkamızı takıp Yastık PO’sundan bir fikir geliştirdik. Madem bu iki camia kavga etmeyi çok seviyor, o zaman, bir araya gelip “Yastık Kavgası” yapıp, interneten yayınlasınlar, dedik. Puanlama yok, prim yok, hiçbir şey yok, sadece eğlenmek için, o pek sevdikleri kavga var, ama sadece eğlence için ve kimse kimseyi yaralamadan, üzmeden, ağlatmadan. Ardından Sarı Şapkamızı takıp, bu yaratıcı fikir ile ilgili olumlu düşünceleri ortaya koyduk.

ekran-resmi-2016-11-13-17-01-22Özetle, Edward de Bono’nun geliştirdiği bu üç harikulade ve efsane kavram, normalleri değil, delileri destekliyor. Türkiye’ye geldiği her zaman, yine onu çok seven Kıymetli Arkadaşım Murat Ermert ile beraber, Bay Bono ile bir araya geldik. Yandaki fotoğraf da, Bay Bono, Yapı Kredi Bankası’nın sponsorluğunda Marketing Türkiye’nin bir yaratıcılık zirvesine geldiğinde çekilmişti. Bu özel insanı ve geliştirdiği düşünceleri takip etmek, sadece ve sadece akla yarar sağlar, yaratıcılık cesareti verir, mutlu eder. Kartviziti de aşağıda. Böyle güzel bir kartviziti yalnız başına göstermek istemedim, Kızım İdil’in sevdiği bir kuklayı yanına koyup öyle çektim fotoğrafı:)

ekran-resmi-2016-11-13-17-01-43

img_2902İdil’in bu şarkıyı seçmesi ve sevmesi kadar, çok az şey hayatta beni mutlu etmiştir. Onun deli dolu karakterinden de çok mutluyum. Umarım hayatı boyunca Çılgın Şapkacılarla arkadaşlık eder; ve ister küçük, ister büyük bir hamle olsun, dünyayı değişteren, fark yaratan fikirleri konuşan eğlenceli insanlarla bir arada olur. Sıkıcı-normal ve avcı-toplayıcılarla beraber olmaktansa, deli-çılgınlarla arkadaşlık etmek bir insanoğlu ya da insankızının başına gelebilecek en güzel şeydir. Aynen geçen Eylül ayında İngiltere’ye yaptığımız seyahatte, Portobello’da “Çay İçerek Para Kazanan” bu deli İngiliz kızı ile dakikalarca arkadaşlık ettiği gibi… Yukarıda gördüğünüz kız, son derece ilginç kıyafetler içinde sadece çay içme oyunu oynayarak para kazanıyor. O da bir Çılgın Şapkacı.  Çay içmenin birbirinden güzel anlarını yaşayarak İdil’le karşılıklı pandomim yaptılar. Adeta şarkıda Melanie Martinez’in dediği gibi, “Sahip olabileceğin en çılgın arkadaşım” dediler birbirlerine… İki çılgın şapkacının bu anı ölümsüzleştiren fotoğraf da yukarıda.

Standart zihinler ruh sıkıcıdır. Mesela, bu standart zihinleri başkalarının fikirlerini durmadan not alırken görebilirsiniz. Deliler ise durmadan üretirler ve İdil’in sevdiği şarkı olan Çılgın Şapkacı’da Melanie Martinez’in dediği gibi konuşurlar: “Deliysem ne olmuş yani? En iyi insanlar öyle”. 

Standart avcı-toplayıcılara sağlıklı, bol kazançlı bir ömür dilerim.

Ancak en iyiler delidir. Tüm delilere en derin sevgi ve saygılarımla.