Ekran Resmi 2016-08-23 07.34.04

Bizde pek rağbet gören bir yaklaşım vardır. Asli işinin dışındaki işlere de bulaşanları ve bu konularda fikir beyan edenleri pek severiz. Hatta bu kişiler, patronların önemli bir bölümü tarafından maddi ve manevi yönden ödüllendirilir. İstişare etmek diye de buna bir kulp takılır.

Birkaç yıl önce, uzmanı olmadığı marka algısı konusunda fikir beyan etmek isteyen üretim temelli bir yöneticiye, nazikçe uzmanlık alanı dışında fikir beyan etmesinin uygun olmadığını ifade ettiğimde, “Görüşümü söyleyemeyecek miyim?” diye bir ifade kullanmıştı.

Cevabım net: “Evet, maalesef söyleyemeyeceksiniz, çünkü bu konuda uzmanlığınız yok.”

Yukarıdaki yaklaşım bizim toplumsal kültür kodlarımız içinde biraz sert gelse de, ben bunun en sağlıklı yol olduğuna inanıyorum. Sosyal bilimlere dayanan iş kollarında, herkesin, futbol yorumculuğuna soyunur gibi yorum yapmasını, meslek etiğine uygun bulmuyorum. Elbette herkesin, konusu fen ve matematik olmayan bilim dallarında kendilerine ait fikri olabilir. Ancak o dal, fen ve matematik değil diye, yorum yapma hakkını kendinde bulmak, kişisel hak olarak görünse bile, bu tip yorumları karar vericilerin dikkate almasının önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum.

Ancak tabii, burada, meslek erbabına da önemli görevler düşmekte. Eğer iletişim dallarındaki uzmanlık alanlarının, bir pilot veya bir hekiminki gibi, önüne gelenin yorum yaptığı alanlar olmasını istemiyorsak, biz de o meslek dalları gibi bir hikmet sahibi olmalıyız.

Hikmet ifadesinin dilde iki karşılığı var. Bunlardan biri kısaca “Bilgelik”. Diğeri ise biraz daha karmaşık: “Tanrı’nın insanlar tarafından anlaşılamayan amacı.”

Yukarıdaki tanımların ikisi de, işin varoluşuna anlam katan ifadelerdir. İletişimcinin, reklamcının, stratejistin yapması gereken de bundan farklı değildir: Varoluşa anlam katmak. Bu varoluş bir slogan olabilir, bir stratejik analiz olabilir, ya da bir sunum olabilir. Önemli olan slogana da, stratejik analize de, sunuma da, varoluşu anlamlandıran bir değer katabilmektir.

Bu değeri katmanın yegane yolu, işi düşünerek yapmak ve temel değerlerden taviz vermemektir. Nasıl ki, bir hekim tahlillere bakmadan ameliyata girmiyorsa, ya da bir pilot bütün rutin kontroller yapılmadan uçağı bir milim bile hareket ettirmiyorsa; bir iletişimci, reklamcı ya da stratejist de, kendi kontrol listesindeki başlıklar tamamlanmadan önermede bulunmamalıdır.

İşte o zaman ortaya konan işin bir hikmeti olur. Yani işimiz, önüne gelenin kendince anlayabildiği üstün körü bir ürün olmaktan çıkar; bilgelik kazanır.

Not: Bu yazım www.halklailiskiler.com sitesinde yayınlanmıştır.

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist