“Arı” benim için özel bir yaratıktır. Böceklerden köşe bucak kaçtığım yıllarda, arılardan korkmadığımı anlayan psikiyatrım birkaç hafta içinde sorunu çözmüştü.
Arılardan korkmuyordum; zira mucizevi bir çalışma sistemine sahip olup, böylesine olağanüstü bir ürün üreten bir yaratığı “böcek” olarak görmüyordum. Üstelik, bu kadar sistematik çalışan bir yaratığa saygı duyuyordum. Saygı duyduğum hiçbir varlıktan korkmadığım gibi, arılardan da korkmuyordum.
Böcek fobimi çözmeme yardımcı olan bir yaratık olduğu için, arılara her zaman ilgi duydum. Onlar hakkında, doğrudan incelediğim makaleler ya da dolaylı olarak okuduğum kitapların ve izlediğim filmlerin içinde kapladıkları yeri hep önemsedim.
Geçen yıl okuduğum ve beni derinden etkileyen eserlerden biri de Juval Noah Harari’nin “Sapiens” adlı kitabı oldu. Harari, benim böcek-ötesi dostum olan arılara, insan türünün kısa bir tarihi özetini yaptığı bu kitapta bir yer vermişti. Üstelik tam da iş hayatının merkezinde yer alan bir konu olan çalışma sistematiği ile ilgili olarak.
Arıların kovanda çalışma şekli, iş dünyası için, organizasyon ve disiplinler arası ilişki açısından son derece dikkate değer bir örnektir. Zira bu çalışma düzeni içinde, kraliçe arının da, işçi arıların da, erkek arıların da neyi nasıl yapacakları bellidir. Disiplinler arası ilişki mükemmel bir uyum içinde sürer. Bu nedenle farklı coğrafyalarda farklı malzemelerden oluşan pek çok bal türü vardır ama her bal türü çağlar boyunca arılar tarafından aynı kalitede ve sürdürülebilir bir şekilde üretilir.
Harari, hepimizin bildiği bu sisteme şu farklı açı ile bakmakta ve “arılar arasında kraliçe arı vardır, işçi arılar vardır, erkek arılar vardır ama avukat arı yoktur. Çünkü arılar doğanın düzenini bozmaya teşebbüs etmedikleri için hukuk sistemine ihtiyaç duymazlar” demektedir.
Doğrudur; arılar doğanın düzeni içinde, bu düzenin kurallarına itiraz etmeden, yani kurulu sistemi bozmadan çalışırlar. İnsan gibi kendi koyduğu, kendi inandığı ve kendi bozduğu kurallara değil, doğanın koyduğu kurallara uyarlar. Kuralları bozmadıkları için de “avukat arı” yoktur. Hiçbir işçi arı kraliçe arının ayağını kaydırıp, “bundan sonra ben kraliçe olacağım” demez. Arılar, sistemle büyük bir uyum içinde çalışarak, dünyanın en mucizevi ürünlerinden birini çağlar boyunca aynı kalitede üretmeye devam ederler.
Oysa biz insanlar ne yapıyoruz?
Yaşadığımız mağaradaki ya da ağaç tepesindeki rahatımız batıp, tarım toplumuna geçerek kendi köleliğimizi ilan edişimizin sonucu olarak, kapitalizmin en önemli işleyiş biçimlerinden biri olan işletme yönetimini icat ettik. Ettik ama, kendi koyduğumuz kuralları bozmak için elimizden geleni de ardımıza koymuyoruz. Örneğin pek çok toplantı odasında, toplantı kuralları yazmasına rağmen, bu kurallara uyanların sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. İş süreçleri belirlenir, bunun için danışman şirketlere tonlarca para ödenir ama süreç raporları rafa kaldırılır. Bunlar tam da, eski atalarımıza yakışan davranışlardır.
Oysa arılar öyle mi? Bakın bir avukatları bile yok. Kim bilir, belki de iş hayatında insan değil, arı olmak gerek. Aslında bu konuda çok ciddiyim. Zira arı gibi çalışanlar daima başarılı oluyor. Not: Bu yazım www.halklailiskiler.com sitesinde de yayınlanmıştır.
Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist