KITAPLAR“Çağdaş Şok”un yarattığı artçı etkileri gelecekte nasıl yöneteceğimize dair düşüncelerimden oluşan yazı dizisine “Artçı etkiler-2: Bilgiye bakış” başlığı altında devam ediyorum.
Marka stratejileri adına internet üzerinden elde edilen bilginin stratejik bilgi olmadığı konusu zaten yıllardır konuşuluyor. Ancak şimdi bu sorunsalın internet kaynağı dışında da, markaların özgün olarak tasarladığı her türlü araştırma için geçerli olduğunu görüyorum. Zira, stratejik bilgi elde etmek için tasarlanan araştırmalara, daha işin başında çağın şartlarına uygun bir özen gösterilmezse, herkesin bildiğini elde etmekten başka işe yaramayan verilerle karşılaştığımızda üzülme hakkımız da olmayacaktır. Öyleyse, “Çağdaş Şok”un yarattığı artçı etkilere bir yenisini daha eklemek gerekir ki, bu da “Bilgiye bakış”tır.
Peki, bilgiye bakışımızı çağın şartlarına uygun olarak nasıl değiştireceğiz? Bu bakış açısı değişikliği için yardımcı olacağını düşündüğüm, Konfüçyüs’a ait bir sözü hatırlamakta fayda görüyorum. “Bilgiye sahip oldum mu, bilmiyorum” diyor Konfüçyüs. Bu sözden hareketle, örneğin, markalar hakkında araştırma yaparken, bir kaynağa ait bilginin neyi temsil ettiği ve etmediği konusunda güçlü bir yaklaşımımız olmalıdır. Çünkü bir verinin, kapsadığı alandan daha az ya da daha fazla değerlenmesinin markaya hiçbir faydası yoktur.
Bilgi hakkında bakış açımızı değiştirmemiz gereken bir anlayış da, artık toplam bilgi diye bir şeyin olmadığıdır. Bilgiyi ait olduğu platform ya da küme içinde değerlendirmeliyiz. Dolayısıyla ister internette olsun, ister özgün tasarlanmış bir araştırmada, araştırmanın yapıldığı her platform gerçek anlamına indirgenerek değerlendirilmeli ve bir küme olarak ele alınmalıdır. Stratejistin asıl işi, bu kümeleri kendi içinde değerlendirmek ve kümeye dair sonuçları çıkarıp segmente ederek yönetmektir. Bu kümelerin birleştiği bir noktada ortak bir bulgu elde ederse, ki etmelidir, bunu da stratejik bilgi olarak ele almalıdır.
Bilgiye bakışımızı değiştirmek için ihtiyacımız olan bir başka davranış türü ise, şüpheciliktir. Bu noktada, Rene Decartes’in “Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, bir kez olsun yaşamındaki bütün şeyler hakkında şüphe et” sözünün altını çizmek isterim. İşin sonunda, bilgiyi ararken bir şey sormak için bireye gidiyoruz. Onun meselelere öznel yaklaşacağını bilerek değerlendirme yapmak zorundayız. Bunca öznel yaklaşım sonunda, toplamda bir sonuç çıkarmak ise maharet istiyor. Daima kimlik arayışında olmuş olan insanın tutumunun bugün farklı sosyal medya ortamlarında ne kadar değişken olduğunu net olarak görüyoruz. Bu çağ böyle bir çağ. Bilgi kaynağı doğru olsa bile tutarlılığından emin olamayacağımız bir çağda yaşıyoruz. Sadece şüphe duyarak yaşamak da yetmiyor; zamanın ruhu, doğru ve stratejik bilgiye ulaşmak için daha zeki sorular sormamızı gerektiriyor.
Son tahlilde, “Çağdaş Şok”un artçı etkilerinden biri olan “Bilgiye Bakış” açısından daima aklımızda tutmamız gereken iki nokta var:
  • Konu bilgi olunca, Sokrates’in “bir şey biliyorsam o da hiçbir şey bilmediğimdir” sözü.
  • Sadece ve sadece, stratejik soruların stratejik bilgiyi beraberinde getireceği gerçeği.
“Bir şey biliyorsam o da hiçbir şey bilmediğimdir” sözü ile hareket ettiğimizde, rutinlerden sıyrılıp bize daha yaratıcı kapılar açabilecek sorulara ve bunun sonunda stratejik bilgiye ulaşmak mümkün olacaktır.
Mesela yapmamız gereken, “uçan araba geliyor” şeklinde basında çıkan yüzlerce habere dayanarak, “yeni trend bu” yaklaşımıyla potansiyel otomobil alıcılarına “uçan araba üretilse, kullanmak ister miydiniz” sorusunu sormak değildir. Böyle bir ürünün kitlesel bir pazar için çekici olup olmadığını analiz etmekten daha önemli olan, bugünkü otomobillerini kullanmak yerine ne kullanmak isteyebileceklerini öğrenmektir. Kim bilir belki, otomobil yerine kullanmak istedikleri şey, otomobil kullanmamaktan geçiyordur. Mesela, evden ya da Starbucks’tan “Conference Call” yaparak çalışmak gibi. Stratejik bilgi avcılığı, otomobil kullanıcılarının gelecekte hangi tür otomobil kullanmak istediklerini öğrenmekten daha çok, belki de artık otomobil kullanmak istemeyen bir kümeyi cımbızla yakalayıp çıkarabilmektir.
Not: Bu yazım www.halklailiskiler.com sitesinde yayınlanmıştır.

 

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist