Türk şirketleri küresel pazarlarda büyük bir mücadele veriyor. Bu mücadelenin pek çok cephesi var. Hız cephesi, fiyat cephesi, üretim cephesi, lojistik cephesi gibi… Şirketlerimiz bu cephelerde kazanan stratejilere sahipler. Bundan gurur duymamak mümkün değil ancak çok daha stratejik üç cephe var ki, o cephelerde kazanmadan meydan savaşını kazanmak mümkün değil. Bu stratejik cepheler de TASARIM, ARGE ve MARKALAŞMA cepheleridir. Özetle baş harflerinden yola çıkarak, TAM zamanı diyebiliriz. “Tasarım Cephesi”, “ARGE Cephesi” ve “Markalaşma Cephesi” bugünün iş dünyasında küresel pazarlarda lig atlamak için hayati önem arz etmektedir.
Peki biz “Tasarım Cephesi”, “ARGE Cephesi” ve “Markalaşma Cephesi”nde ne durumdayız?
Açıkçası, bu cephelerde çok iyi durumda olduğumuz söylenemez. Örneğin, TASARIM tüm bunların arasında belki de en az değer verilenlerden biridir. Tasarımın “Algılanan Kalite”ye olan katkısının çoğu şirkette farkına bile varılmaz. Ambalaj tasarımının bir markaya ve o markanın satışlarına olan katkısı elle tutulur bir ölçme kriteri olmadığı için, iyi ambalajın değeri çoğunlukla göz ardı edilir.
Aynı zaaf ARGE cephesi için de geçerlidir. Zira pazarda ciddi farklılaşma yaratacak ARGE çalışmalarından mahrum olarak küresel pazarlarda mücadele ediyoruz. ARGE departmanlarımızın büyük bölümü ise aslında ÜRGE departmanı. Yani “Araştırma-Geliştirme” yerine “Üretim-Geliştirme” nosyonuyla yaşıyoruz. Buna da şükür ama bu durum bize lig atlatmıyor. ARGE, hem “Algılanan Kalite”ye, hem de “Sadık Müşteri Tabanı”na doğrudan olumlu katkıda bulunan bir olgu. Buradaki eksikliğimiz bize Marka Öz Varlığı’nın bu iki bileşeninde de puan kaybettiriyor.
Son cephe, MARKALAŞMA. Buradaki zafiyetimiz ilk önce markalaşmanın gustosuna sahip olmamaktan kaynaklanıyor. Markanın bilinirliğinden, algılanan kalitesine; sadık müşteri tabanından marka çağrışımlarına kadar tüm marka öz varlık unsurlarındaki mimarinin aslında bir gusto meselesi olduğu açık. Bu nedenle markaların başında bu gustoya sahip insanların olması bir ticari markanın başına gelecek en güzel şey. Buna ilaveten, bu noktadaki zafiyet iş yapış biçimimizdeki karmaşa ile ne yazık ki ikiye katlanıyor. Aslında bugün pek çok şirketimiz markalaşma için kağıt üzerinde yapılması gerekenleri biliyor ama sorun yoğurt yiyişimizde. Alışkanlıklarımızı bırakmayışımız markalaşma konusundaki makus talihimizi belirliyor. Rasyonel ölçme tekniklerine dayanmadan çalışmak, sorumlunun, onaylayanın ve/veya sadece bilgilendirileceklerin belli olmadığı sistemler, başlayamayan ya da bitemeyen toplantılar gibi pek çok bozukluk aslında buzdağının altında kalan engeller.
Oysa küresel pazarlarda başarının formülü basit: TAM yani TASARIM, ARGE ve MARKALAŞMA. Bu nedenle bu yazının başlığını “Küresel pazarlarda başarının TAM zamanı” olarak belirledim.
Küresel pazarlarda başarının TAM zamanı ama TAM’ın önemini TAM olarak kavrayabilirsek…
Bu yazım www.halklailiskiler.com sitesinde yayınlanmıştır.
Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s