Ekran Resmi 2014-04-13 09.42.52Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un “Ulusların Düşüşü” adlı kitabında olağanüstü tespitler var. Açıkçası, “Ulusların Düşüşü”nün, Adam Smith’in “Milletlerin Zenginliği”nin günümüz gerçekleriyle yeniden değerlendirmesi olduğunu söyleyebilirim. Kitap, tarihsel bağlamda ulusların zenginlik tahlilini yapmakta ve zenginliğin coğrafya, kültür, eğitim sistemi ve kurumlar gibi kökenlerini sorgulamakta. Bu paralelede, Acemoğlu ve Robinson kitapta son derece ilginç bir tespittte bulunuyorlar ve ulusların zenginliğinin coğrafya, kültür ve eğitim hipotezleriyle pek ilişkili olmadığını, asıl meselenin o ülkenin sahip olduğu kurumların yapısında yattığını söylüyorlar. Son tahlilde de, bir ülkenin “Kapsayıcı Kurumlar”a mı, yoksa “Sömürücü kurumlara” mı sahip olduğunun o ülkenin zenginliği ile ilişkili olduğunu ifade ediyorlar. Kitapta verdikleri iki coğrafik örnek son derece ilginç. Bunlardan biri Amerika Birleşik Devletleri ile Meksika sınırında yer alan Nogales. Diğeri de Uzak Doğu’da ikiye ayrılarak yaşayan Kuzey ve Güney Kore.
Ekran Resmi 2014-04-13 08.11.23Nogales‘ten başlayalım. Bu kasabanın kuzeyde yani ABD’de kalan bölümü Nogales Arizona olarak adlandırılıyor. Güneyde, Meksika’da kalan bölümü ise Nogales Sonora… Nogales Arizona’da hane başı gelir 30.000 USD. Halkı sağlıklı bir nüfusa sahip, eğitimli ve müreffeh bir yaşam sürüyor. Oysa Nogales Sonora halkının gelir seviyesi Nogales Arizona halkının gelir seviyesinin yaklaşık üçte biri ve Nogales Sonora’da yaşam standartları çok daha düşük. Ataları aynı, coğrafyaları aynı, yemekleri, müzikleri aynı; özetle kültürleri aynı olan ve bitişik yaşayan bu iki toplumun birinin diğerinden çok daha müreffeh yaşamasının sırrı nedir? Acemoğlu ve Robinson bu farkı, Nogales’in ABD’de yer alan kısmında “Kapsayıcı Kurumlar”ın, Meksika’da yer alan kısmında ise “Sömürücü kurumlar”ın olmasına bağlamakta. Ağır İspanyol ve Portekiz zulmünde paralanmış ve tercihini diktatörlükler, kapalı rejimler ve elit kesimi zenginleştiren “Sömürücü kurumlar”dan yana koymuş Güney Amerika yansıması ile, kendi kaderini kendisi tayin ederek Anglosakson iş yapma biçimiyle şekillenmiş “Kapsayıcı Kurumlar” oluşturan Amerikan kültürü arasındaki farkın çok doğal bir yansıması bu. Üstelik her iki ülke de askerlerin kurduğu ülkelerdir. Fakat! Birleşik Devletler’in ilk devlet başkanı Washington, İç Savaş’ın galibi Grant, İkinci Dünya Savaşı’nda müttefiklerin Avrupa komutanı olan Eisenhower anayasaya bağlı kalırken, Meksikalı general Diaz 19. yüzyılın ortalarında 34 yıl ülkeyi sert bir otorite ile yönetmişti. Diaz, ABD’li meslektaşlarının aksine insanlarının mülkiyet haklarına tecavüz etmişti, tekeller kurmuştu. Nogales Sonora ve Nogales Arizona arasındaki farkı yaratan bu diyor Daron Acemoğlu ve James A. Robinson “Ulusların Düşüşü”nde… Coğrafya, kültür, eğitim değil, kurumlar!
Kitaptaki bir diğer örnek ise Kore. Uzak Doğu’da ikiye ayrılarak yaşayan; ve daha önce aynı köken, aynı coğrafya, aynı kültür ve aynı eğitim sisteminde yıllarca birlikte yaşamış iki toplumdan biri zenginlik içinde yaşarken, diğeri kelimenin tam karşılığı ile sefalet hayatı yaşamaktadır. UYDU_KOREKitapta yer alan yandaki resme bakıldığında, bu acı gerçek tüm netliğiyle ortaya çıkmaktadır. Uzaydan gece çekilmiş bu resim, coğrafik ve kültürel anlamda bitişik olan iki ülkenin tamamen farklı ruh hallerini tüm netliğiyle yansıtmaktadır. Kuzey Kore karanlıklar içinde yaşarken, Güney Kore ışıl ışıldır. Çünkü Kuzey’de Kim İl Sung’un ardından halefi ve oğlu Kim Yong II, güya adı demokratik (!) olan ve özgürlüklerin sadece piyasada değil yaşamın her alanında kısıtlandığı bir dünya kurmuştur. Kuzey’de bunlar olurken Güney Kore’de ise, yatırım ve sanayiyi teşvik eden politikalar gerçekleşmiştir. Bir yanda insanların telefon etme özgürlüğünün bile olmadığı garip bir ülke, öte yanda ise, bir buluş yaptığında zengin olacağını bilenlerin yaşadığı müreffeh bir ülke. Farkı yaratan coğrafya, kültür değil, yine kurumlardır. Çünkü kuzeyde “Sömürücü kurumlar” varken, güneyde “Kapsayıcı Kurumlar” yer almaktadır. Bu gerçeğin markalama anlamında da çıktılarını görmekteyiz. Bu blogda yer alan “Gelişmekte olan pazarların yeni çokuluslu marka adayları ne yapmalı?” başlıklı yazımda da ifade ettiğim gibi, 2013’de Interbrand’in ilk 100 sıralamasında Güney Kore’den Samsung, Hyundai, Kia var. Samsung, Mc Donalds’ın ardından  40 milyar dolara yakın marka değeriyle 8. sırada, Hyundai 9 milyar dolar marka değeriyle  43. sırada ve otomotivin babası sayılabilecek Ford’un ensesinde. KIA 4,7 milyar dolar marka değeriyle 83. sırada:
http://www.interbrand.com/en/best-global-brands/2013/Best-Global-Brands-2013-Brand-View.aspx
Böyle olunca da insan düşünmeden edemiyor… Bir yanda, markalar dünyasında bir değişimin bayraktarlığını yapan ve Triad Ülkeleri’ne (ABD, Kanada, Avrupa) karşı 3 markasını dünya markalar ligine sokan Güney Kore… Öte yanda, elektrikleri bile yanmayan ve gecelerini karanlıklar içinde geçiren Kuzey Kore.
Aslında Kuzey Kore’nin gündüzü de karanlık…
Zira, “Kapsayıcı Kurumlar”a ve “demokrasi”ye sahip olmanın nasıl bir lüks olduğu çok açık!

 

 

 

 

 

 

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s