BZ5tosEIUAAhTez
İş hayatında gerek girişimcilerin, gerekse profesyonel yöneticilerin önündeki en büyük sorunsallardan biri, ve belki de en başat olanı, her sektörde çıtanın sürekli yükselmesidir. Üstelik, çıtanın yükselme aralığı da giderek sıklaşmaktadır. Sektörlerin çıtaları yetmişli yıllarda kabaca yirmili yıl aralıklarında yükselirken; seksenlerden sonra onlu, doksanlardan sonra beşli aralıklarda yükselmeye başladı ve iki binden sonra neredeyse her yıl yükselir oldu. Şimdi ise, artık her an her dakika önümüzdeki çıtanın yüksekliği biraz daha artmakta. Bu moral bozan bir şey.
Öte yandan bir de moral kaynağı var: Farklı düşünmek. İyi ama nasıl farklı düşüneceğiz? Edward de Bono, “Lateral düşünce” adlı teorisinde, rutinleri kırmanın ve fark yaratan fikirler ortaya koymanın yegane yolunun herkesin gittiği ana yoldan yan yola sapmak olduğunu söylemektedir.  Ana yol alışılmışın, var olanın, bilinenlerin, yani herkesin yaptığının yapıldığı; yan yol ise yeniliklerin merak edildiği, farklı olanın denendiği, araştırmanın, geliştirmenin hayatın bir parçası olduğu yoldur.
Özetle yükseklere sıçramak isteyenlerin önünde bir engel ve bir de fırsat vardır. Engel çıtanın kendisi, fırsat da fark yaratan yenilikçi fikirlerdir. Ve çıta ile yenilikçi düşünce arasında ilginç bir ilişki vardır. Çıta, rutinlere takıldıkça insanın gözünde büyürken; yenilikçi düşünce ile rutinler kırıldıkça çıtanın aşılması göze daha kolay gelmeye başlamaktadır.
Bunun en güzel örneği, 1968 yılında Meksika Olimpiyatları’nda yaşanmıştır. O yıla kadar çıtadan atlamada dünya rekoru 5 fit 8 inç yani kabaca 173 cm iken, 1998’deki Meksika Olimpiyatları’nda bir anda 7 fit 4,25 inç’e yani 225 cm’e yakın bir seviyeye yükseldi. Bu başarıyı sağlayan unsur, Dick Fosbury adlı bir kişinin, meseleye farklı bir pencereden bakabilmesiydi. Fosbury, o güne dek tüm atletlerin çıtanın üzerinden yüz üstü atladığını biliyordu. O rutinlerden sıyrılıp, yan yola girmeyi ve farklı olanı denemeyi düşündü. Böylece, o güne dek yapılanın tam tersini denemek hem atletizm dünyasına bir yenilik hem de başarılı bir sonuç getirdi. Belki de yenilikçi fikrin en verimli örneklerinden biriydi Fosbury’nin sırt üstü atlayışı. Devrim niteliğinde bir yenilik ve müthiş bir sonuç. Öyle ki, bu dalın adı bile sırt üstü atlama oldu.
Peki Türkiye iş dünyası çıtayı nasıl atlıyor? Yüz üstü mü, sırt üstü mü? Kanımca, iş anlayışımıza yönelik soracağımız sorular arasında en önemlilerinden biri bu. Üretime dayalı hızlı aksiyonlar alabilmemizin küresel ölçekteki rekabet avantajlarımızdan biri olduğu açık ancak ya yenilikçilik özelliğimiz ne durumda? Yenilikçilik gücümüz artırılmadan ve bunu Türkiye’nin rekabetçi gücü haline getirmeden Interbrand 100 listesine bir markamızın girmesi kolay mı? Elbette değil. Peki, biz yenilikçiliği bir rekabet anlayışı haline getirebilir miyiz? Elbette getirebiliriz. Ancak bakış açımızı değiştirmemiz gerekmekte. Yenilikçi bakış açısı mutlaka rutinleri kırmayı ve risk almayı gerektiriyor. Fosbury çıtayı sırt üstü atlamayı denerken bir yerini kırabilirdi ama eminim iyileşmeyi bekler ve yeniden farklı bir atlayış türü geliştirirdi.
Çünkü gayet iyi biliyordu ki, rutinleri kırmadıkça, o çıta gözünde büyümeye devam edecekti.
Görsel: “Whatever you think, think the opposite.” Paul Arden.
Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s