Sun Tzu “Emirlere güvenilir ve saygı gösterilirse, komutan ve birlikleri arasındaki ilişki tatmin edici olur.” demektedir. Yine Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’nda “doğruyu gördüğünde emirleri bekleme, davran!” diye buna tezat teşkil edecek bir önerme daha vardır. Emirler strateji geliştirme söz konusu olduğunda kritik rol oynar. “Mücadele eden herkes için STRATEJI”de emirler meselesini Sun Tzu’ya dayanarak aşağıdaki gibi aktarmıştım. aşağıdaki metinde marka danışmanı, marka stratejisti ve yöneticisi için önemli ipuçları olduğunu düşünüyorum.
Mücadele eden herkes için strateji / Hakan Senbir / Okuyanus Yayınları, “O” Kitaplar, 2009.
Emirlere itaat, stratejinin mimarı olan komutanın ve komuta merkezinin onurudur. Emirler, hedefe giden yolda yapılması gerekenlerin ifadesidir. Bir diğer deyişle, stratejik gerekliliklerin yerine getirilmesi için sözlü ve veya yazılı bildirimlerdir. Bu bildirimlere itaat savaşın kontrolü açısından büyük önem taşır. Emrin başarıyla yerine getirilmesi, emri uygulayan kadar emri verene de bağlıdır. Sun Tzu emirlerin birlikleri yönlendirme amaçlı olarak uyum içinde ve etkili bir şekilde verilmesi durumunda ordunun itaat edeceğini, aksi takdirde gevşek davranacağını söyler. Emirler güvenilir ve saygın olmalıdır.
Ancak Sun Tzu, komutanın operasyon sırasında hükümdardan aldığı emirlere uymaması gereken anlar olabileceğini ve bu konuda komutanın esnek bırakılması gerektiğini söyler. Savaş sırasında değişen koşullar ve komutanın hissiyatı, kararlarını çok hızlı bir sürede emirlerin dışına taşımasını gerektirebilir. Bu, savaşın koşuludur. Bazı iş sahipleri, CEO’larını ya da bazı CEO’lar astları olan yöneticileri böyle bir esneklikten yoksun bırakabilir. Ancak eski strateji ustaları esnekliğin önemini vurguluyorsa, bu konuda bir kere daha düşünmek gerekir.
Savaş Sanatı’nda, “Silahlar uğursuz aletlerdir. Yukarıdaki cennetten, aşağıdaki yeryüzünden, önündeki düşmandan ya da arkasındaki hükümdardan sorumlu olmayanlar, ölüm generalleridir,” denir. Bu karmaşık ifadeyle kast edilen, savaş sırasında silahların, emirleri bekleyecek kadar zaman bırakmayan ölümcül sonuçlar doğurabileceğinden başka bir şey değildir. Sorumluluk duygusu olan bir komutan, ölümle kalım arasındaki ince çizgide hızlı karar verebilen ve gerektiğinde emirleri koşullara uygun olarak yorumlayabilen kişidir: “Doğruyu gördüğünde emirleri bekleme, davran!”
Bu söz, zamanla yarıştığımız bugünlerde daha da geçerli. Z son insan mı? adlı kitabımda, zaman kullanımını zorlaştıran en önemli unsur olarak çoksüreçliliği göstermiş ve “Gerçek sorun şimdi başlıyor. Z ve sonrasında, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok iş bir arada yapılıyor olacak,”[1] demiştim. Bilgiötesi çağda, çoksüreçlilik yönetim stratejilerinin başbelası olacak ve en önemli sermaye zaman kullanımı olacaktır. Bu nedenle Savaş Sanatı’nın “Doğruyu gördüğünde emirleri bekleme, davran!” sözleri, gelecekte altın değerinde bir yönetim felsefesi haline gelecektir.
Özetle, bu kitapta emirler konusunda söylenecek iki şey vardır. Biri stratejik gereklilikleri iyi okuyarak bunlara uygun emirlere kesin itaat edilmesidir ki, bu, daha önce de söylediğim gibi hayatidir. İkincisi ise hızlı hareket adına, gerektiği takdirde emirleri beklemeden davranmaktır. İnisiyatifi ele alıp harekete geçmeyen ve emirleri bekleyen bir komutan yüzünden Avrupa’nın yazgısı değişmiştir. 1815 yılının yazında gerçekleşen Waterloo Savaşı, Napolyon’un yıldızının söndüğü bir ana tanık olmuştu. Bunun iki sebebi vardı. Biri, Napolyon’un orta çapta bir generale önemli bir görev vermesi, diğeri de bu generalin, bir karar anında kararsız kalmasıydı. İngiliz ordusu Wellington komutasında Fransa üzerine yürürken, Blücher komutasındaki Prusya ordusu da İngilizlerin yanında ilerliyordu. Napolyon önce Prusya ordusuna saldırdı ve onları püskürttü. Prusyalılar Brüksel’e doğru gerilerken, onların İngilizlerle birleşmesini engellemek için, Mareşal Grouchy komutasına ordusunun üçte birini verdi. Mareşal Grouchy güvenilir bir askerdi ancak stratejik kararların adamı değildi. Aldığı emre uyarak Prusyalıları takip etti. Napolyon da vakit kaybetmeden Wellington’a saldırdı. İki ordu kıyasıya savaştı ve büyük kayıplar verdi. Napolyon’un kaderi Grouchy komutasındaki birliklerin dönüşüne, Wellington’ınki de Prusya ordusuna kalmıştı. Tam bu sırada Mareşal Grouchy komutasındaki birliklerden bazıları top seslerini duydular. Grouchy’nin yanındaki birkaç yüksek rütbeli subay, savaşın başladığını ve Napolyon’un onlara ihtiyacı olduğunu söyledi. Zaten 3-4 saatlik bir uzaklıktaydılar. Grouchy’nin kurmayları, Napolyon’a yardıma dönmek için yalvarıyorlar, ancak kararsız Mareşal “Hayır!” diyordu. Napolyon’dan emir gelmemişti, demek ki Prusyalıları takibe devam etmeliydi. Oysa Prusya ordusu ortalıkta yoktu. Çünkü bir manevra ile geri dönerek İngilizlere katılmışlardı. Artık Napolyon yardım istese de çok geçti. Sonrası malûm. Fransız ordusu Waterloo’da dağılmış ve Avrupa’nın kaderi değişmişti.

[1] Hakan Senbir, Z son insan mı?, O Kitaplar, 2004, s. 120.
Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s