Sun Tzu “Düşmanın durumunu doğru olarak tahmin ve onu zapt etmek için kendi gücüne yoğunlaşmak yeterlidir. Bundan başka yapabileceğin bir şey yoktur. Öngörüsü olmayan ve düşmanın gücünü düşük tahmin eden, yenilgiye mahkûmdur” der. Peter Drucker’ın “Geleceği tahmin etmenin en kolay yolu, onu yaratmaktır” sözü de bence strateji temelli işlerde tahminin rolü adına noktayı koyar. Tahmin marka stratejileri yazan bir marka danışmanı, marka yöneticisi ya da uzmanı için sahip olması gereken en önemli ytenekler içinde sayılmalıdır. İşte Sun Tzu açıkça söylüyor: Öngörüsü olmayan yenilgiye mahkumdur. Drucker ise tahmin işini nispeten kolaylaştıracak bir önermede bulunuyor. “Mücadele eden herkes için STRATEJI”de tahmin meselesini Sun Tzu’ya dayanarak aşağıdaki gibi aktarmıştım:
Mücadele eden herkes için strateji / Hakan Senbir / Okuyanus Yayınları, “O” Kitaplar, 2009.
Tahmin etmek, akla, sezgiye ve verilere dayanarak, gelecekteki bir şeyi ya da bir olayı önceden düşünmek ya da değerlendirmektir. Stratejik açıdan tahmin etmek, kendi içinde birkaç ögeyi barındırır:
Bunlardan birincisi “sezgi”dir. Hissedebilme gücüne sahip olmayanlar asla stratejik düşünemezler. Hissedebilme gücü ile parapsikolojik bir yaklaşımdan bahsetmiyorum. Fakat meydana gelebilecek pek çok olasılık içinden en yakınını görebilme gücü de sadece pozitif bilimlerle açıklanamaz.
İkincisi “verilere dayanmak”tır. Veriler ve onların oluşturduğu istatistiklerin tablosu, bazen kişilerin, toplumların, orduların, şirketlerin alınlarına önceden yazılmış kader gibidir. Kahve fincanında kurumuş telve gibi, bu istatiksel veriler de stratejistin gözlerinin önüne, geçmişin değerleriyle oluşmaya gebe bir geleceğin resmini serer.
Üçüncüsü “inanmak”tır. Çünkü veriler tek başına stratejiyi belirleyemez ve sadece verilerin dayandığı stratejiler başarılı olamaz. Mustafa Kemal eğer sadece verilere dayanarak strateji geliştirseydi, Kurtuluş Savaşı’nı başlatamazdı. Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen Osmanlı ordusunun verileri ne olursa olsun, tarihe kahramanlık destanı olarak geçen Çanakkale zaferi, stratejinin inanç noktasını oluşturması açısından yeterince güçlüydü. “İste ve arzula ki, evren senin için çalışsın,” sözünü doğrularcasına, inanmak ve tereddüt etmemek, stratejik düşünmenin en önemli gerekliliklerinden biridir. İnanmak bir şeyi doğru olarak benimsemek, bir şeyin varlığını ya da var olacağını kabullenmek ve ona güvenmektir.
Fakat inanmak aynı zamanda kanmak, aldanmak anlamına da gelir ki, strateji bu noktada riske girebilir. Bu nedenle tahmin etmede dördüncü adım, tüm riskleri azaltan bir güce sahiptir. Bu dördüncüsü “akıl”dır. Tahmin etmenin öncelleri olan sezgiyi, veriyi, inancı kendi süzgecinden geçiren düşünme, anlama ve kavrama gücü olarak aklı görmeliyiz. Aklın tahmin etmedeki en önemli rolü, tahminin gerçekleşmesi ve gerçekleşmemesi durumlarını değerlendiren stratejiler ortaya koyabilmesidir. “Ya olacak ya da olacak!” kahramanlık naralarının stratejide yeri yoktur. A planı kadar B planının ve felaket senaryolarının da varlığı stratejide hayati rol oynar. Sun Tzu’nun da söylediği gibi, savaştan önce yeterince hesap eden zaferi kazanır. Çünkü zafere giden yol tahminden geçer ve iyi bir tahmin, iyi bir hesaplama sonrasında yapılır.
Tarihteki en iyi tahmin örneklerinden biri, Mustafa Kemal’in Çanakkale savaşlarında Anzak birliklerinin çıkarma yapacağı yeri tahmin etmesidir. Bugün Anzak Koyu olarak bilinen yerden çıkarma yapılacağını tahmin eden Mustafa Kemal, birliklerini Conkbayırı’nda konuşladı ve savaşın kaderini etkiledi.
Savaşta sayıca üstün olmak önemlidir ama sayılar tek başına hiçbir şey ifade etmez. Önemli olan, düşmanın gücü hakkında doğru tahminlerde bulunmaktır. Sun Tzu için düşmanın gücünü doğru tahmin etmek, strateji belirlemede hayati önem taşır, çünkü öngörüsü olmayan ve düşmanın gücünü düşük tahmin eden, yenilgiye mahkûmdur.
Tahmin, geleceği yaratmanın ilk adımıdır. “Geleceği tahmin etmenin en kolay yolu, onu yaratmaktır,” diyen Peter Drucker aslında bu sözleri ile vizyon belirlemenin tanımını da yapmaktadır. Geleceği yaratmak stratejinin işidir ve zekâ, kararlılık, koordinasyon ve süreklilik gerektirir. Geleceği yaratmak, hedefler doğrultusunda senaryolar geliştirerek geleceği önceden belirlemektir. Bugün stratejik düşünen tüm devletler ve kurumlar böyle çalışmaktadır. Rolf Jensen Düş Toplumu[1] adlı kitabında, Kopenhag Gelecek Bilimleri Enstitüsü’nün çalışmalarından bahseder. Bu enstitü insanların gelecekte etrafında toplanacağı hikâyeleri düşünmektedir. Kim bilir belki düşünmekten de öte planlamakta ve “İnsanoğlu ve insankızı, gelecekte bu hikayeler etrafında toplanacak,” demektedir.  21. yüzyılın savaşları, sebebi ve gelişimi önceden planlanmış, oyuncuları düşünülmüş, kısaca kendi geleceğini kendisi yaratmış savaşlar olacaktır.
 

[1] Rolf Jensen, Düş Toplumu, Hayat Yayıncılık, İstanbul, Eylül 2003.
Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s