Sun Tzu, “En iyi plan gizli plandır” diyor. Fatih Sultan Mehmet de “Eğer sakalımın bir teli bile aklımdan geçenleri bilseydi, onu hemen yolardım” demiş. Sun Tzu’ya göre rakibi hazırlıksız yakalamak ve beklenmeyeni gerçekleştirmek sadece ve sadece bir yolla mümkündür, o da gizliliktir. Askeri anlamda olduğu kadar iş hayatında da önemli olan gizlilik, stratejinin esas konularından biridir. Gizliliğe dikkat edilmeden yürütülen bir strateji asla başarılı olamaz. Bu nedenle gerek askeri operasyonlarda, gerek iş hayatında, pek çok proje kod ismi ile yürütülür, hatta asıl projeyi saklamak için eş zamanlı olarak bazı sahte projeler bile uygulamaya konulur. Öyle ki günümüzde bazı kurumlar, gizlilik paranoyası nedeniyle, önemli projelerini kurum içinde değil, daha güvenli olduğuna inandıkları üçüncü parti şirketler bünyesinde yürütmektedir. Planlamada gizliliğin önemine, tarihin en stratejik savaşlarından biri olan Konstantiniyye kuşatmasından örnek verelim. Bu kuşatmada Mehmed Han, zincirlerle kapatılmış Haliç’e gemilerini sokmasının yaratacağı etkiyi gayet iyi biliyordu. Hesaplarını büyük bir gizlilik içinde yaptı ve 21 Nisan 1453 Cumartesi günü çalışmaları hızlandırdı. Binlerce asker ve usta son hazırlıkları tamamladılar. Bu sırada Mehmed Han, Bizans’ın dikkatini başka yöne çekmek için, Pera sırtlarındaki topun Haliç’in girişindeki zincire ateş etmesini de emretmişti. Bu hareketle hem düşman gemileri oyalanacak hem de bu bölgede çıkan duman, Pera’nın arka taraflarında karadan çıkarma yapacak donanmanın hazırlıklarını gizleyecekti. Öte yandan, karadan gemi kaydırma harekâtını öğrenme ihtimali olan, bugünkü Galata’daki Ceneviz kolonisi ile yapılan görüşmeler de gizlice yürütülmüştü. Tüm bu gizlilik nedeniyle Bizans, Mehmed Han’ın gemilerini kızaklar üzerinde kaydırdığı Kaynaklar Vadisi boyunca açılan yolların amacını hiçbir zaman öğrenemedi.
Peki Osmanlı ordusu hazırlıklarını sürdürürken Bizans cephesinde durum neydi? İlk olarak, Bizans’ın istihbaratı zayıftı ve Mehmed Han’ın planları öğrenilememişti. İkincisi, gemilerin Haliç’e indirilmesinin ardından, Bizans büyük bir stratejik hata yapmıştı. Bu da, karşı cevap verilirken gizlilik esasına yeterince dikkat edilmemesiydi. Bizans, Haliç’e karadan inen Osmanlı donanmasını bir baskınla yakma planını, Cenevizliler ile paylaşmış ve Hıristiyan ruhuna güvenerek onların yardımını istemişti. Oysa Bizans’ın, Cenevizlilerin ticaret ve tarafsızlık politikalarının, Hristiyan ruhuna ağır basacağını düşünmesi ve baskın planını hem gizli hem de çok hızlı uygulaması gerekirdi. Steven Runciman Cenevizlilerin baskını Türkler’e haber verişinden şöyle bahseder: “Baskın filosu harekete geçtiğinde gemilerdeki denizciler Pera’nın kulelerinden birinde parlak bir ışığın yanıp söndüğünü gördüler. Bunun Türkler için bir işaret olabileceği akıllarından geçti, fakat…” Evet, fakat! Baskın haberini Cenevizlilerden alan ve pusuda bekleyen Türk donanması, onları yakmaya gelen iki küçük tekneyi Haliç’in karanlık sularına gömmekte güçlük çekmemişti. Bu baskının başarısızlığı, Sun Tzu’nun “En iyi plan, gizli plandır” sözünü bir kez daha doğruluyordu.
Gizliliğin en önemli unsurları, sessizlik ve iz bırakmamaktır. Sun Tzu bir strateji uzmanının, iz bırakmadan hareket etmesi ve duyulmayacak kadar sessiz olması gerektiğini söylemektedir. Ona göre böyle bir uzman, düşmanının kaderini belirler. Sun Tzu, stratejide gizlilik ve yanıltmanın ikiz kardeşler olduğunu da sözlerine ekler. Savaş Sanatı ise yanıltma ile ilgili sözleri gizlilikle bütünleştiriyor ve diyor ki: “Bıraktığım izleri gizlerim, böylece onları kimse bulamaz; sessiz kalırım, böylece beni kimse duyamaz.”
Gizliğinin en önemli destekleyici unsurlarından biri de “hız”dır. Çünkü zaman, gizliliğin en büyük düşmanıdır. Gizlilikle yürütülen bir harekât ya da proje ne kadar uzarsa, gizlilik o kadar tehdit altındadır. Bu nedenle stratejide “Hız” meselesi, “Gizlilik” ile ilişkilendirilerek okunmalıdır. Özetle, gizlilikle yürütülen bir harekât ya da proje, en kısa sürede bitirilmeli ve baskın niteliğinde bir taarruzla taçlandırılmalıdır.
Düşmandan gizlenmenin önemini vurgulayan Savaş Sanatı, takip edilen stratejiyi anlamayan tarafın, rakibini her yerde karşılamak zorunda kalacağını ve böylelikle kuvvetleri bölündüğünden kaybedeceğini ifade etmektedir.
Bir başka örneğe bakarsak, Türk ordusunun “Büyük Taaruz”daki planı, Yunan ordusunu güneyden kuzeye doğru Kocatepe tarafından yarmak, Sincanlı Ovası’na inmek ve düşmanı doğu ve batıdan kışkaç altına almaktı. Bu planla Türk ordusu 100.000 civarında insan, araç ve hayvanı büyük bir gizlilik içinde, Yunan ordusunun haberi bile olmadan güneye hareket ettirdi ve baskın niteliğinde bir taarruzla kısa sürede cepheyi yararak Sincanlı Ovası’na girdi. Oysa Anadolu’daki Yunan orduları komutanı General Hacianesti, “Afyon tahkimatlarını inceledim, geçilmez durumda; ayrıca orada Mustafa Kemal adlı bir komutana rastlamadım,” şeklinde gayet cüretkâr bir ifade kullanmıştı. Mustafa Kemal Paşa’ya elbette rastlayamazdı, çünkü Paşa kendi ordusundan sayıca daha fazla olan bir orduyu yenmek için tüm planlarını büyük bir gizlilik içinde gerçekleştiriyordu.
Stratejide gizlilik, zaferin altın anahtarıdır. Bu noktada akla bir soru geliyor. Bir savaş alanından farksız olan pazarlama dünyasında, pek çok marka yeni ürün lansmanını neden gerçek anlamda bir gizlilik içinde gerçekleştirmez? Neden pek çok lansman baskın hızında yapılmaz?
Metin: Mücadele eden herkes için strateji, Hakan Senbir, Okuyanus Yayınları, “O” Kitaplar, 2009.

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s