Bu yazının konusu son yıllarda girerek ölmeye başladığına inandığım ve bilginin, görgünün, yaratıcılığın, yenilikçiliğin, buluşçuluğun temeli olduğunu düşündüğüm bir duygu: MERAK.
Pek çok yerde konuşmalar yaparım ve birçoğunda merak denen duygunun içimizde ne kadar zayıf bir şekilde yer aldığını hatta yok olduğunu tüm izleyenlere birkaç saniye içinde ispatlarım. Çoğunlukla strateji, pazarlama, markalama, iletişim, reklam ve yaratıcılık üzerine yaptığım konuşmaların pek çoğunda, neredeyse bütün sunumumu sağ üst köşede bir muz demeti ile yaparım. Sunumun sonunda soru-cevap bölümünde ekranda sadece “sorular ve muzlar” kalmasına rağmen hemen hemen hiçbir yerde kimsenin ilk sorusu “bu muzların anlamı nedir” olmaz. Herkes stratejiye, pazarlamaya, markalamaya, iletişime, reklama ve yaratıcılığa dair pek çok soru sorar ama kimse “bu muzu buraya neden koydun kardeşim” demez. Çoğunlukla en sonunda “ben bu muzları buraya merak edin ve sorun diye koydum; çünkü pazarlamanın en önemli sorusu “neden”dir” yazılı slide’ı ortaya çıkararak “bu muzları buraya neden koyduğumu merkan eden yok mu” diye hatırlatınca, salondan “evet ya, ben de niye bu muzlar burada duruyor diye sordum kendime” cevapları gelir ama nafile. Çünkü merakın asıl hikmeti işin üzerine anında gidebilmektir. Bunun adı batı dünyasında bilimin temelini oluşturan “araştırma ve deneme” ruhudur. Ancak bizde buna pek zaman harcanmaz. Birileri merak eder, araştırır, aklına fikirler gelir, dener, bundan ampirik sonuçlar çıkarır ve nihayetinde ortaya bir şey koyar. Biz de tutmuş mu, tutmamış mı bakar; ona göre ya aynen kullanır ya da bir güzel kendimize uyarlarız (!) Bu nedenle yoğurdu bulana, tavuk göğsünü ve İskender kebabı yaratana, GALATASARAY tipi kontra atağı ortaya koyana saygı duyuyorum.
Temel sorun şu: Merak etmiyoruz… Merak edene de yardımcı olmuyoruz ve zaman tanımıyoruz. Ancak geçenlerde az da olsa mutlu olduğum bir şey oldu. 1 Şubat’ta Kadir Has Üniversitesi’nde TEMOB organizasyonu çerçevesinde konuşmacıydım. Konuşmamın içeriği ağırlıklı olarak pazarlama ve pazarlama iletişiminin genel kurallarını örneklerle vermeye yönelikti. Tabii sunumumu yine ekranın sağ üst köşesinde bir demet muzla yaptım. Konuşmamım sonunda sorular bölümüne geçildiğinde ilk soruyu soran öğrenci “bu muzların anlamı nedir” diye sorduğunda dünyalar benim oldu. Bu oyunu pek çok konuşmamda tam 7 yıldır oynuyorum. Dile kolay tam 7 yıl sonra ilk kez birisi yaptığım sunumla zerre kadar anlamı olmayan bu garip muz görselini sordu. Bunca insanın 7 yıldır sormadığına mı yanayım, yoksa “bu muzların anlamını merak edin diye koydum” dediğimde “hoşluk olsun diye koyduğunuzu düşündüm” diye cevap verenlere mi yanayım. Ne yani, bahçemizdeki elma ağaçları ara ara vişne de vermeye başladığında, Allah’ın bir başka hikmetidir deyip geçecek miyiz?
Merak belki kediyi öldürebilir ama insanı yaratıcılıkla şahlandıran bir duygudur.

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s