Anti-ütopya pek çok şeyin ölümüdür. İster Zamyatin’in “Biz”ine, ister Orwell’in “1984”üne, isterseniz Huxley’in “Cesur Yeni Dünyası”na dayanın, fark etmez. Gördüğünüz ve göreceğiniz sadece ve sadece istikrar adına planlanmış sıkıcı bir dünyadır. Anti-ütopya aslında sonuçta David Bradshaw’un dediği gibi bir “şartlandırılmış istikrar ideali”dir. Şartlandırılmış bir dünyanın da Francis Fukuyama’nın bahsettiği “Tarihin Sonu” olduğu açıktır. Yukarıda bahsettiğim romanlar arasında en çok Aldous Huxley‘in “Cesur Yeni Dünyası”nı severim. Çünkü bence geleceği, hatta bugünü en iyi tahmin eden o olmuştur. Zamyatin “Biz”i 1920’de yazdı, Huxley “Cesur Yeni Dünya”yı 1932’de, Orwell da “1984”ü 1948 yılında yazdı. Hepsi de distopik bir geleceği anlatan bu kitapların ve yazarların arasında en bilineni 1984 ve Orwell olmasına rağmen, Huxley ve “Cesur Yeni Dünya”nın bendeki yeri ayrıdır. “Cesur Yeni Dünya” ile bugün arasındaki benzerliğe yönelik basit bir örnek vereyim. Mesela “Cesur Yeni Dünya”da insanlar normal doğumla dünyaya gelmezler. Sosyal sınıfları vesilesiyle devlete ve topluma karşı görevleri önceden belirlenmiş, ALFA, ALFA ARTI, EPSİLON ve benzeri sınıflamalarla kuluçka usulü doğarlar; aslında doğurtulurlar. Şimdi bugüne bakalım. Çok şükür henüz kuluçka doğumlarla karşı karşıya değiliz ama eğitim meselesi kuluçka usulü olmak üzere. Biliyorsunuz SBS sınavı diye bir şey var insan hayatında:) Adına SBS denen bu meşhur kilometre taşı da okulları birer kuluçka merkezi yapmış durumda. Hepsinin tek hedefi var: SBS’de % 100 başarı! Hatta SBS’de % 100 başarı vaadi bir motto haline gelmiş durumda. Böyle bir başarıyı nasıl yakalarsınız? Elbette size göre başarılı olamayacağını düşündüğünüz bazı çocukları işin başında eleyerek. Buyrun size Cesur Yeni Dünyavari Kuluçka Merkezleri. Yani tek tip adam yetiştiren merkezler. Bazıları ALFA, bazıları ALFA ARTI, bazıları EPSİLON. Ancak hepsinin ortak özelliği “Cesur Yeni Dünya”da Huxley’in bahsettiği hipnopedya gibi neredeyse uykuda öğrenme denebilecek bir sistematik eğitim. Ancak her zaman olduğu ve olacağı gibi bazı istisnai eğitim sistemleri günümüzde de hayat kurtarıyor. Aynen “Cesur Yeni Dünya”da olan “Ayrık Bölgeler” gibi…
Çok şükür ben kuluçka sistemlerin birinde okumadım. Mezun olduğum ve gurur duyduğum lisem Kabataş Erkek Lisesi’nde, o dönemki Türk Hava Yolları Genel Müdürünün oğlu ile Çoban Mehmet’in oğlu aynı sınıfta okuyabiliyordu. Mezun olanların da tamamının üniversiteye girmesi gibi bir ön koşul da yoktu. Sınava bile girmeyenler vardı aramızda. Şimdi pilav günlerinde bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlıyorum. Kuluçkadan çıkmış ligorin civcivleri gibi tek tip adam yetiştiren okulların mezunlarının hayatın içinde nasıl çuvalladıklarını gördükçe, “Cesur Yeni Dünya”nın nasıl bir son olduğunu anlamamak mümkün değil. Bugüne dair tek distopya okullarda yaşanmıyor. Bir diğer distopya da işyerlerinde gerçekleşiyor. İşyerleri de birer kuluçka merkezi halini almaya başladı. Hemen hemen bütün patronlar kendilerine uygun profilde tek tip adam azruluyorlar.
Özetle, maalesef hayat gittikçe “Cesur Yeni Dünya”ya doğru evriliyor. Ancak daha önce “Z Son insan mı?” adlı kitabımda da belirttiğim gibi her gidiş kendi antitezini de yaratacak. Bu antitez konusunda benim en büyük dayanağım dijital teknolojilerin beraberinde getirdiği bilginin demokratrikleşmesi meselesi. Ne mutlu ki bu, kuluçka okulların önündeki en büyük tehdit. Kuluçka okulların önündeki bir diğer tehdit de kurumsal usta-çırak ilişkisi. Ben asıl eğitimin burada yattığına inanıyorum. Bugün anne ve babaların okul tercihlerinde en büyük içgörüleri şudur: “Çocuğum iyi bir öğretmen tarafından eğitilsin.” Bunda da yerden göğe kadar haklılar ancak aynı içgörüyü çocukları okuyup işe yerleştiğinde taşıyamıyorlar. Oysa asıl eğitim o zaman başlıyor. İyi bir “Sensei”nin yanında yetişen “Çekirgeler” hayatta daha başarılı oluyorlar. Anne ve babalar okullara yılda 30-40 bin liraları bayılmaya devam etsinler ancak ne yazık ki (ya da ne mutlu ki) aile ve kurumsal ustanın yanında okul çok çok küçük bir rol oynuyor.
Tüm bunlar bana insanlığın geleceğinin şartlandırılmış bir dünya ideali olmayacağına dair küçük de olsa bir umut veriyor.
Resmin kaynağı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Aldous_Huxley
Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s