Dün Pink Floyd’un yaratıcı beyni Roger Waters’ın “doktor, doktor,” diyen yardım çağrısını yazmıştım. Waters, “Amused itself to death” adlı şarkısında, alışveriş çılgınlığından, ekran önündeki büyük uyuşmadan (!) ve yusufçuk ömürlü lolita kraliçelerden yakınmaktaydı. “Ruhu acıyan Waters duyduğu acının etkisi ile doktoruna seslenmektedir,” diye yazmıştım. Ruhu acıdığı için doktoruna seslenen tek müzik insanı Roger Waters değil. “Doktor” adlı şarkısında Teoman da ruhundaki acıları doktoruyla paylaşıyor. Aksi takdirde ruhu acımayan biri şarkısına “Öyle büyük ki inan doktor içimdeki boşluğum, ne koyarsam koyayım hiç dolmuyor,”  diye başlar mı?
Peki şarkılardaki bu “doktorlara sesleniş” nedendir? Neden sözler müziğin eşliğinde doktorlara sığınır? Kim bilir belki doktorlar bilinmezlikle insanın arasında bir yerde duruyorlar da ondan. Belki de ruhumuzun ya da bedenimizin acısını, o acıyı yaratandan soramadığımız için onlara soruyoruz. Bu nedenle bazen gitarın tellerine dokunan eller aynı zamanda doktorları işaret ediyor ve dudakların arasından “doktor, doktor,” haykırışları yükseliyor. Aynen şarkısının bir başka bölümünde Teoman’ın haykırdığı gibi:
Doktor, doktor, insanlar hiç bilmiyor / Doktor, doktor, insanlar hiç duymuyor / Doktor, doktor, insanlar hissetmiyor / Doktor, doktor / Kimse beni sevmiyor doktor
http://www.youtube.com/watch?v=aPJrzXxNd8E
Teoman hangi duygularla yazdı bilemem. Ama ben bir kez daha, bu şarkının sözlerinde insanların ve doktorların ayrı ayrı yerlerde durduğunu görüyorum. Bir yanda kendisine acılar yaşatılan ve son Lübnan örneğinde olduğu gibi o acıyı birbirlerine yansıtan insanoğlu ve insankızı, öte yanda da o acıların dermanı doktorlar var.
Teoman “İnsanlar hiç bilmiyor,” diyor şarkısında. Doğru. Beş yaşında bir Filistinli çocuğa beş tonluk bomba atan insan, et kemikten ayrılırken duyulan acıyı bilmiyor. Teoman “İnsanlar hiç duymuyor,” diyor. Klimanjaro’nun eteklerinde guruldayan bir midenin sesi Boğaz’ın kenarındaki rakı balık sofrasından duyulmuyor. Teoman “İnsanlar hissetmiyor,” diyor. Çocuğunu diş hekimine götürmek için maaş gününü bekleyen bir babanın duyguları özel sigortalı hayatlardan hissedilmiyor.
O hiç bilmeyen insanlar da biliyor ki, bilmek acıtır. Ama yine de o insanlar aslında doktorların bekleme salonlarında bilmek için oturuyorlar. İçlerine, dişlerine, yürek ya da ciğerlerine yapışan ağrının sebebini ve çaresini öğrenmek için bekleyip duruyorlar. Beklerken de günü geçmiş dergileri karıştırıyorlar. Aynen Teoman’ın şarkısında söylediği gibi;
Bekleme salonunda günü geçmiş dergiler / Saçım başım dağılmış, sanki bana benzerler
Teoman’ın bekleme salonundaki günü geçmiş dergilerden pek hoşnut olmadığı belli. Sanki onların yerine yenilerini görmek ister gibi bir hali var.  Ama sen yine de bekleme salonundaki dergileri yenileme doktor! Hele aralarındaki tıp dergilerini tamamen kaldır ve mümkünse sehpanın üzerine bir kaç küçük oyuncak koy.
Boşalt zihnimi.
Beynime emzik ver.
Çünkü bilmek çok acıtıyor.
Not: Bu yazım Bayer’in Beyaz adlı dergisinde yayınlanmıştır.

 

Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s