Pink Floyd’u neredeyse sadece onları dinleyecek kadar çok severim. Onlarla ortaokul yıllarında tanıştım. Waters, Barrett, Gilmour, Wright ve Mason’ın parçalarıyla ders çalıştım, kitap okudum, vapura bindim; hatta uykuya daldım. Onları neden sevdiğimi ise hiç sormadım kendime, ama sorsaydım cevabı gayet netti: Ben onların müziğinden çok sözlerini sevdim hep. “Merhaba, içeride kimse var mı?”, “İyi edersin deli gibi koşsan”, “parıldat kendini çılgın elmas”, “para çek git” ve “makineye hoş geldin” diyen sözlerini sevdim. Comfortable Numb’dan, Paranoid Eyes’a kadar tüm parçaların sözlerinin ruhumun şekillenmesinde ve büyümemde büyük emekleri vardır. Okuyanus’ta değerli kardeşim Cem Mumcu ile sohbet ettiğimiz bir gün bu yazıyı yazmak kısmet oldu. Her Floyd yüklemesinden sonra en yakınımda olanları Floyd’un sözleriyle esir alırım. O gün de – doğal olarak – Okuyanus’a gelene kadar yolda en az 7-8 Floyd parçası dinlediğim için, bu defa esirim Cem olmuştu. Bir yandan Waters’ın Floyd’dan ayrı yaptığı albümlerden biri olan “In the Flesh”ten “Amused itself to death”i mırıldanıyor; öte yandan sözlerin ithişamı ile ilgili ahkâm kesiyordum ki, Cem Mumcu “bunu Beyaz’da yazsana,” dedi.  “Şarkılardaki Doktorlar” işte böyle doğdu.
Pink Floyd bana göre Rock tarihinin en büyük grubudur. Waters da onun kurucusu, haşarı çocuğu ve grubu dağıtma pahasına “bildiğim bildik” diyen geçimsiz dahi! Waters’ın Floyd’dan ayrı yaptığı pek çok albüm var. Sonuçta “In the Flesh” sadece onlardan biri. Ama bu albümdeki “Amused itself to death” bu yazıya sebep olan özel bir parça. Waters, “Amused itself to death”te ölümüne eğlendirilmiş olmanın yabancılaştırdığı bir hayattan bahseder. Aslında parçanın ilk dörtlüğünü okursak  bu hayatın bize pek de yabancı olmadığını görürüz:
Doktor doktor, söyle neyim var? / Bu süpermarket hayatı fazla sıktı artık / Peki renkli bir televizyonun sırrı ve lolita kraliçelerin raf ömrü ne ola ki?
Roger Waters uzun yıllar, İkinci Dünya Savaşı’nda kaybettiği babası Eric Fletcher Waters’ın da etkisi ile emperyalizme ve onun en büyük ürünü savaşa karşı yazmıştır sözlerini. Ona göre bugünün dünyası ise, medyatik eğlencelerle yabancılaştırıldığımız ve hatta uyuşturulduğumuz bir dünyadır. Bu bir yerde ölümün sınırında yaşamak ya da yaşarken ölmektir.
Waters, “In the Flesh”de açıkça bugünün kapitalist ötesi oyuncaklarını sorgulamaktadır. Alışveriş çılgınlığı ile pompalanan toplum, renkli televizyonların önünde uyuşturulan aileler ve medyanın birbiri ardına meşhur edip sonra öldürdüğü lolita kraliçeler Waters’ın ruhunu acıtmaktadır. Ruhu acıyan Waters da duyduğu acının etkisi ile doktoruna seslenmektedir. Aslında hepimiz, ruhumuzda ya da bedenimizde duyduğumuz bir acı sonrasında, doktorumuza seslenmez miyiz? Derdimizi anlattıktan sonra “doktor doktor, söyle neyim var,” demez miyiz? Demesek bile, gözlerimiz aynı soruyu doktora kendi başlarına sormazlar mı?
Güzel olan şu ki, bir yerimiz acıdığında sesleneceğimiz doktorlar var.
Not: Bu yazım Bayer’in Beyaz adlı dergisinde yayınlanmıştır.
Posted by:HAKAN SENBİR

Marka Danışmanı & Stratejist

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s